Yazar: J. K. Rowling
Yayınevi: YAPI KREDİ YAYINLARI
ISBN: 9789750803116
Sayfa Sayısı: 396
Boyutlar: 13.5 x 19.5 cm
Dil: TÜRKÇE
Yayın Tarihi: 30.06.2022
Harry Potter ve Azkaban Tutsağı
J. K. Rowling
Kitap Özeti
Onaylanmış İçerikJ. K. Rowling - Harry Potter ve Azkaban Tutsağı
Harry, on üç yaşına girdiği yaz, Dursley’lerin evinde yine taşan bir sabrın ortasındadır. Ama bu kez patlayan öfke büyülüdür. Teyzesi Marge’ın şişip gökyüzüne karışması, yalnızca komik bir sahne değildir; Harry’nin içinde birikenlerin ilk kontrolsüz dışavurumudur. O an, Harry yalnızca evden değil, çocukluğunun çaresizliğinden de kaçar. Gece vakti bir otobüse biner: Üç Katlı Otobüs. Bu otobüs, romanın ruhunu önceden haber verir. Sarsıntılı, tuhaf, ani duruşlarla dolu bir yolculuk.
Büyücülük dünyası bu kez tedirgindir. Azkaban’dan biri kaçmıştır: Sirius Black. Ve söylentiye göre, Harry’yi bulmaya gelmektedir. Gazeteler onun yüzünü basar, bakanlık alarm verir, okul önlemlerle çevrilir. Hogwarts’a Dementor’lar yerleştirilir. Ruh emiciler. Soğuğun, karanlığın, umutsuzluğun cisimleşmiş hâli. Onlar yalnızca bedenleri değil, anıları da emer. İnsanı en mutlu anlarından mahrum bırakır, en kötü anlarına sabitler.
Harry, Dementor’larla ilk karşılaştığında bayılır. Çünkü onların dokunduğu yerde, onun için diğerlerinden daha fazla şey vardır. Bir çocuğun duyabileceği en ağır ses yankılanır: Annesinin ölmeden önceki çığlığı. Bu kitapta korku, ilk kez bu kadar kişisel olur. Harry artık yalnızca hedef değildir; taşıyıcıdır. Geçmişi bedeninde dolaşan bir çocuktur.
Hogwarts bu yıl yeni bir öğretmenle açılır: Remus Lupin. Yorgun yüzlü, nazik, sessiz. Onun gelişi, romanın tonunu değiştirir. Lupin, karanlıkla savaşmayı öğretir ama bağırarak değil. Öğrencilere Dementor’lara karşı savunmayı gösterir: Patronus büyüsünü. Bu büyü, öfkeyle değil, mutlu bir anıyla yapılır. Karanlığa karşı silah, hatırlamaktır. Bu fikir, romanın kalbidir. Harry içinse bu büyü zordur. Çünkü çağıracağı mutluluk, sürekli karanlık bir sesle bölünür. Yine de öğrenir. Bir göl kenarında, umut kadar ince bir ışık çıkar asasından. Bir hayvan biçiminde. Henüz tam değil, ama vardır.
Bu yılın bir başka gölgesi de Hagrid’in yeni “dersidir”: Buckbeak. Gururlu, yaralı, yanlış anlaşılmaya açık bir yaratık. Draco Malfoy’un kendi kibrinin bedelini ona ödetmeye çalışması, büyücülük dünyasının adaletinin ne kadar sınıfsal olabileceğini gösterir. Buckbeak’in idama mahkûm edilmesi, romanın sessiz adaletsizliklerinden biridir. Çünkü Buckbeak, canavar değildir; incitilmiştir. Rowling burada yine ince bir damar açar: Güçsüz olanın suçlu ilan edilmesi.
Ve Harry’nin gölgesinde dolaşan bir başka figür daha vardır: Sirius Black. Herkes onun anne babasını ele verdiğini, on üç kişiyi öldürdüğünü, delirmiş bir canavar olduğunu söyler. Harry, ilk kez bir düşmanı yüzsüz değil, isimli tanır. Ve bu düşman, onun hikâyesine doğrudan bağlıdır. Harry’nin içindeki öfke bu kez nettir. Sirius, yalnızca bir tehdit değil; bir ihtimaldir. Anne babasının ölümüne bir yüz.
Roman ilerledikçe, harita ortaya çıkar: Çapulcu Haritası. Hogwarts’ın gizli yollarını gösteren, yaşayan bir nesne. Bu harita, yalnızca pratik bir araç değildir. Geçmişten gelen bir sestir. Fred ve George’dan, daha eskiden gelen bir miras. Ayak izleri, isimler, hareket eden noktalar… Bu harita, romanda zamanın düz bir çizgi olmadığını fısıldar. Birilerinin izleri kalır. Birileri duvarlarda dolaşmaya devam eder.
Ve bir gece, her şey çözülür gibi olur. Harry, Ron ve Hermione, Hagrid’in kulübesine iner. Buckbeak’i kurtarmaya çalışırlar. Ron, siyah bir köpek tarafından sürüklenir. Terk edilmiş kulübeye. Çığlıklar, panik, karanlık. Orada Sirius ortaya çıkar. Ardından Lupin. Sonra, herkesin öldü sandığı Peter Pettigrew. Ve romanın en büyük kırılması yaşanır.
Sirius katil değildir. Hain değildir. O, on iki yıl boyunca suçsuz yere hapis yatmış bir dosttur. Gerçek hain, fare kılığında yaşamış, korkuyla var olmuş Peter’dır. Bu sahne, romanın yalnızca olay örgüsünü değil, ahlaki eksenini de tersine çevirir. Çünkü okur da Harry gibi inanmıştır. Bir hikâyeye. Bir yüzeye. Rowling burada en sert oyununu oynar: Kötülük, her zaman en karanlık görünen yerden çıkmaz. Bazen en zavallı görünen yerden çıkar.
Bu yüzleşmede ortaya çıkan şey yalnızca bir suç değildir; bir geçmiş, bir dostluk, bir gençliktir. James Potter, Sirius, Lupin ve Pettigrew… Hepsi bir zamanlar Hogwarts koridorlarında dolaşmış, haritayı yapmış, geceleri hayvan suretlerine bürünmüş gençlerdir. Bu kitapta, anne babalar ilk kez yaşayan figürlere dönüşür. Anılar değil, izler olarak.
Ama adalet yine de yerine gelmez. Pettigrew kaçar. Sirius, Dementor’ların öpücüğüne mahkûm edilir. Ve işte romanın en şiirsel hamlesi burada gelir: zaman.
Hermione’nin boynundaki zaman döndürücü, şimdiye kadar yalnızca derslere yetişmek için kullanılan bir araçken, birden kaderin anahtarı olur. Harry ve Hermione geçmişe gider. Aynı gecenin içine. Aynı çığlıkların, aynı ay ışığının, aynı korkuların arasına.
Bu bölüm, romanın ruhunu kristalize eder. Çünkü Harry, göl kenarında Dementor’lar tarafından kuşatıldığında, karşı kıyıda bir siluet görür. Babası sandığı biri, güçlü bir Patronus yapar. Onu kurtarır. Harry hayatta kalır. Ama sonra zaman geri sarıldığında, o siluetin kendisi olduğunu anlar. Babası gelmemiştir. Ama babasının ona bıraktığı şey gelmiştir. Cesaret. Hatırlama gücü. Kendine inanma.
Harry, kendini kurtarır. Bu sahne, serinin en sessiz ama en devrimci anlarından biridir. Çünkü burada mucize dışarıdan gelmez. Karanlık, bir çocuğun içinden çıkan ışıkla dağılır. Harry, geçmişin yasını tutarken, geleceğin gücünü ilk kez eline alır.
Sirius kurtarılır. Ama özgür olmaz. Kaçmak zorunda kalır. Yine de Harry’ye bir şey bırakır: Gerçek. Ve bir davet. “İstersen, benimle yaşayabilirsin.” Bu cümle, Harry’nin hayatında ilk kez bir yetişkinden gelen bir seçenektir. Ama gerçekleşmez. Sirius gider. Harry kalır. Ve roman burada çok ince bir yerden biter. Mutlu bir son değildir bu. Ama daha yalnız bir son da değildir artık.
Azkaban Tutsağı, serinin yönünü değiştirir. İyilerle kötüleri ayıran kalın çizgiyi siler. Yerine gölgeler koyar. Geçmiş koyar. Pişmanlık koyar. Roman, korkunun en gerçek biçimini Dementor’larla gösterir: neşesiz bir yaşam. Ve ona karşı en gerçek silahı sunar: hatırlamak.
Bu kitabı bitirdiğinde Harry biraz daha büyümüştür. Ama okur daha çok değişmiştir. Çünkü artık mesele “kim kazanacak?” değildir. “Kim neyi taşıyor?”dur. Herkesin sırtında bir anı, bir hata, bir özlem vardır.
Ve belki de bu yüzden Azkaban Tutsağı, serinin en sessiz ama en derin kitabıdır. Çünkü burada büyü, asasından çok insanın içinden çıkar.
Roman kapandığında, akılda kalan bir canavarın dişi değil; göl kenarında parlayan bir ışık olur.
Kendi karanlığına doğru uzanan, tanıdık bir ışık.
Kapak Yazısı
“Mahsur kalmış cadıların ve büyücülerin acil durum taşıtı Hızır Otobüs’e hoş geldiniz. Asanızı tuttuğunuz elinizi uzatın, otobüse atlayın, sizi istediğiniz yere götürelim.”Sirius Black adında azılı bir katil, tüyler ürpertici Azkaban kalesinde tam on iki yıl boyunca tutsak kalmıştır. Tek lanetle on üç kişiyi birden öldüren Black’in, Karanlık Lord Voldemort’un hizmetkârı olduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır. Bir yolunu bulup Azkaban’dan kaçan Black’in peşinde olduğu bir tek kişi vardır: Harry Potter. Harry, büyücülük okulunun sihirli duvarları arasındayken, arkadaşları ve öğretmenleriyle birlikteyken bile güvende değildir. Çünkü aralarında bir hain olabilir.
(Tanıtım Bülteninden)Kitaptan Alıntılar
"Sanıyor musun ki sevdiklerimiz ölünce bizi gerçekten de terk ederler? Zora düştüğümüzde onları her zamankinden daha berrak bir şekilde hatırlamadığımızı mı sanıyorsun? Baban senin içinde yaşıyor Harry senin ona ihtiyacın olduğu zamanlarda kendini açıkça gösteriyor."
"Eğer insanın içinde bir çürüme varsa kimsenin elinden bir şey gelmez."
"Ruh Emici'ler bu dünyadaki en berbat yaratıklardandır. En karanlık, en pis yerlerde barınırlar, çürümeden, umutsuzluktan zevk alırlar, etraflarındaki huzuru, umudu ve mutsuzluğu kuruturlar. Muggle'lar bile her ne kadar onları görmeseler de varlıklarını hisseder."
"Ne kadar sıradışı olursa olsu o anda herkesin hissettiklerini hissediyordu. Ömründe ilk kez, o gün doğum günü olduğu için mutluydu."
"Yaptıklarımızın sonuçları her zaman öyle karmaşık,öyle değişkenler ki, geleceği tahmin etmek gerçekten de çok zor bir iştir."
"Ah, Harry... çok dikkatli olman gerek. Bela arama, Harry..." Sinirlenen Harry, "Ben bela aramıyorum," dedi. "Bela genellikle beni buluyor."
“Şey çay yapayım mı?”dedi Ron. Harry hayretle ona baktı. Ron omuzlarını silkerek,”Birisi üzüldü mü annem hep öyle yapar”
"Zamanın izini yitirdi."
"Ne-öldürüyorlar mı-?"_"'Ah hayır,' dedi Lupin. 'Daha da beteri. Biliyorsun, beynin ve kalbin çalışmayı sürdürdükçe ruhsuz da varlığını sürdürebilirsin. Ama artık hiçbir benlik duygun,hafızan... Hiçbir şeyin olmaz. Düzelme şansın sıfırdır. Sadece var olursun. Boş bir kabuk gibi. Ve ruhun da ebediyen gider... kaybolur.'"
"Darmadağın olmayı kaldıracak halim yok. Kendimi toparlamalıyım."
“Sizi baştan uyarmalıyım ki, eğer sizde görü yoksa, benim size öğretebileceğim pek az şey var demektir. Kitaplar insanı bu alanda ancak bir yere kadar götürüyor.”
"Kendi kendine düşünebilen bir şeye, beyninin nerede saklı olduğunu göremiyorsan, güvenme."
Bu Kitabı Tartışalım!
Bu kitap hakkında henüz tartışma başlatılmamış. İlk tartışmayı başlatan siz olun!
Yorumlar